Enerji’yle Bağımlı Olan Biçim
Dr. İbrahim ÇAKMANUS
Giriş
Bu makale, son yıllardaki araştırma ve uygulama
çalışmalarımın bir kısmını özetlemek amacındadır. Bunlar kentsel bölge ve bina
tasarımında, gelecekteki olası gelişmeler ile bunların enerji ve insan eliyle oluşturulan çevrelere ilişkin
iklim mühendisliği tasarımları üzerindeki etkilerini gösteren bulgulara
dayanmaktadır. Başlangıçta, binalar için tasarım biçimi bulma süreçlerinde
enerji akışlarınıın dikkate alınmasının bir sonucu olarak yeni bina
biçimlerinin geliştirilmesi ile ilgili olan bu kavram, bir evrim geçirerek şmidilerde
kentsel tasarım biçimi üzerinde enerjinin etkisini de kapsamaktadır.
Enerji
Verimliliği
Bina sektöründe enerji verimliliği ile ilgili olup da
düzeltilmemesi halinde gelecekteki sürdürülebilir gelişmeyi ciddi biçimde
engelleyecek olan iki önemli yanlış anlayış söz konusudur. Bunlardan birincisi,
düşünce sistemlerinin olmayışı ve bina sistemlerinin analiz ve tasarımında
bütünsel bir anlayışın eksikliğidir. Burada genellikle sistemi bir bütün olarak
düşünmek yerine, bütünü oluşturan alt-sistemler arasındaki ilişkiler ve
bağımlılıklar dikkate alınmaksızın, alt-sistemler üzerinde odaklanılabilmektedir.
Çoğu zaman da, entropinin eşlik ettiği etkiler dikkate alınmaksızın sadece
enerji akışlarının analizi ile bir takım sonuçlara varılmaktadır. Bunun bir
örneği bina tasarımı ve stratejilerinin ısıtmada enerji tasarrufu (sadece)
sağlamak gibi bir önyargıya dayanması verilebilir. Geçmişte en azından yılın
önemli bir bölümünde havaların soğuk olduğu bölgelerdeki insanların iklimsel
olarak yenmesi gereken güçlük, yaşam alanlarında makul bir sıcaklıktaki iç
mahallerin oluşturulmasıydı. Ancak bugün artık gerek duyduğumuz ve
kullandığımız modern binaların çok daha incelikli ve ayrıntılı düşünmeyi
gerektirmesi gerçeğine rağmen bu kültürel temeller bugün bile bina tasarımında
ısıtma enerjisini ağırlıklı düşünmeye neden olmuş görünmektedir. Halbuki modern
binalar ısıtılmayı gerektirmelerinin yanı sıra, yapay aydınlatmayı ve giderek
artan biçimde soğutmayı da gerektirmektedir. Özellikle Ankara gibi ısıtma
ağırlıklı olmakla birlikte yazın da soğutma ihtiyacı olan iklimlerde iyi
yalıtılmış binalar yaz aylarında pencerelerden aldığı güneş radyasyonunu dışarı
geceleyin dışarı transfer edememek gibi sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Bu
da konutlarda bile soğutma gereksinimini ortaya çıkarmaktadır. Yine modern bir
ofis binasındaki ısıtma gereksinimi, binanın toplam enerji talebi içerisinde
sadece belirli bir yüzdeyi kapsar. Bütüncül yaklaşım eksikliğine diğer bir
örnek işletme sırasında enerji tasarrufu için kullanılan önlemlerin üretimindeki
gizli (gömülü) enerjiyi dikkate almaksızın enerji talebi üzerinde vurgu
yapmaktır. İkincisi, “enerji verimliliği”
terimidir. Bu terim “enerji talebi-demand”
ve “ enerji tüketimi-consumption” ile
karıştırılmakta, bu terimler birbirinin yerine ve yanlış kullanılabilmektedir.
Düşük enerji tüketimi çoğu zaman ve yanlış olarak enerji verimliliğinin fazlalığı
ile eşdeğer tutulmakta, araştırma ve uygulama alanında enerji talebinin azaltılmasına
büyük çaba harcanırken, enerji verimliliğinin artırılmasına çok daha az çaba harcanmaktadır.
Bu “enerji verimi” terimi temel
nitliğinde olup gelecekteki yanlış yönlendirmelerden kaçınmak için
düzeltilmelidir. Enerji verimliliğinin maksimize edilmesi sadece enerji
tüketiminin minimize edilmesinden daha fazla birşeydir. Verimlilik performans
demek olup çıktılar (yarar) ve girdiler (kaynak) arasındaki ilişkiyi anlatır.
Burada anahtar önemdeki husus, “tüketilen” enerjinin sonucunda elde edilen yararın kalitesidir. Binaların
ısıl performansları bağlamında enerji verimi
iç mahal çevresinin kalitesi ile enerji talebi arasındaki ilişki olarak
anlaşılmalıdır. Yürürlükteki AB “Binaların
Enerji Performansı Yönergesi” de
dahil olmak üzere, binaların enerji verimliliğini düzenleyici araçlar ne
yazıkki enerji verimliliği ile değil fakat sadece enerji talebi ile
ilgilidirler. Enerji verimliliği burada iç mahal ısıl çevresinin kalitesi ile
bu çevreyi korumak için gerekli enerji tüketim miktarı arasındaki ilişki olarak
anlaşılmaktadır. Burada enerji talebi ile iç çevre arasındaki içsel-ilişkiyi
dikkate almakta ve hesaplanan BEEP değeri, Bina Enerji ve Çevre Performansı
toplamına ilişkin bir gösterge olmaktadır (Şekil 1). Burada düşük enerji tüketiminin
yüksek enerji verimi ile eşdeğerde
olmadığını açık biçimde göstermiştir.

Şekil 1 BEEP
Grafiği1
Enerji verimliliğini toplam birincil enerji girdisiyle
mahallin ısıtma veya soğutma talebi arasındaki ilişki olarak tanımlayan
yöntemler, bir mahalde aynı iç çevresel koşulları yaratmak için gerekli enerji
talebini karşılamak için sadece HVAC ve enerji besleme sistemlerinin verimini
ölçmektedir. Bu yöntemler bu koşulların karşılaştırılan bütün bina tasarım
seçeneklerinde elde edilmesinin olanaklı olduğunu varsaymaktadır ve düşünme
biçimindeki temel yanlışlık buradadır. Değişik
mimari tasarımlar ve ayrıca önerilen HVAC sistemlerinin tasrım ve uyarlama
(configuration) biçimi, bütün seçeneklerde aynı iç-mahal koşullarının fiziksel
olarak elde edilemeyeceği anlamına gelmektedir. BEEP yönteminde bina
gövdesinin, yapısının (construction) ve mekanik sistemlerinin empoze ettiği
fiziksel sınırlamalar tümüyle dikkate alınmaktadır. BEEP değeri, “kWh/m2.yıl primer enerji başına konforlu
saat sayısı” gibi anlamlı birimlere
sahiptir.
Bütün
Sistemleri Düşünme (Sistemi Bir Bütün Olarak Düşünme)
Bir sistem, karakteristik bir davranışlar dizisi üretmek
üzere yapısal bir örnekte birbirine içsel bağlantılı organize edilmiş elemanlar
dizisidir. Sürdürülebilir gelecek gelişiminin anahtarı sistem düşüncesinde yatar; örneğin prolem
çözmeye, problem çevresine sistemsel bir sınırın çizildiği ve potansiyel
çözümlerin tüm sistemi oluşturan diğer parçalar üzerindeki etkilerini ihmal
eden ve böylece tüm sistemin istenmeyen biçimde sürdürülemez gelişimine sebep
olan bir yaklaşım değil fakat problemin, sistemin bir parçası olarak anlaşıldığı
bir yaklaşım.
Sisteme bütüncül bir bakışla bakılması gerekir, lineer bir
neden sonuç ilişkisinde değil çevrimsel (cyclical) bir neden-sonuç ilişkisinde
odaklanmalı ve parçaların bütünle ilişkisi kavranmalıdır. Sistemi oluşturan
elemanlar arasındaki etkileşimleri ve bağımlılıkları incelenerek sistemin
tümüyle ilgili bir anlayış elde edilebilir ve uygun çözümlere ulaşılabilir. Bina
bağlamında değişik alternatif çözümler birbiriyle karşılaştırıldığında
çoğu zaman çalışma halindeki enerji verimlilikleri dikkate alınır. Oysa birçok
durumda üretim, konstrüksiyon ve atıkları (disposal) da içeren toplam enerji
verimi düşünülmelidir. Örneğin enerji verimliliğini artırmak üzere çift cephe
içeren birçok binada ikinci cephenin işletim halindeki enerji tasarrufu yoluyla
geri kazanımı için geçecek sürenin 25 yıllar düzyinde olduğunu göstermiştir (3)
(4). (Dahası, bu gibi çift cepheler soğutma yükü olan iklimlerde yazın aşırı
ısınmaya sebep olarak yarar kadar zarar da meydana getirebilmektedir.
Dolayısıyla bu ve benzeri konular bütüncül olarak ele alınmalıdır). Bu
amortisman süresi sadece primer enerjiler bağlamında hesaplanmıştır, ekonomik
geri-ödeme süresi çok daha uzundur. Günümüzde popüler medya’da büyük gürültü
kopartılan ve konutsal bina sektöründe pasif
ev kavramları adı verilen düşük enerji, bu problemlere tipik bir
örnektir. Kaynaklardaki girdi (bina hacminin artması ve ısıl yalıtım nedeniyle
gömülü enerji, üçlü cam uygulaması, mekanik havalandırma sistemleri vb.) işletim sırasındaki düşük enerji talebinin
getirdiği yararı önemli ölçüde azaltabilir. Çift cepheli bina gövdeleri üzerinde yapılan
araştırmalar, enerji verimlilğini artırmak için tasarlanmış olan ve cephhenin
performansını bir ölçüde iyileştiren ve diğer bina sistemlerinin tümüyle göz
ardı edilmesini olanaklı kılan geliştirme stratejilerine bağlı olduğunu
göstermiştir.
Bir sistemdeki enerji akışlarının, ekonomik, ekolojik ve
sosyal bakımdan gerçek etkilerinin değerlendirlebileceği biçimde ele alınması
önemlidir. Şurası kesindir ki, değişik seçenekler için tüketilen enerji
miktarlarının, değişik enerji akışlarındaki kalitenin dikkate alınmaksızın
karşılaştırıulması birçok durum için tamamen yetersiz kalır. Burada, miktarlar
üzerinde odaklanma ve yapay çevrede[1]
ortaya çıkan değişik prosesler için ele alınan enerjinin kalitesinin göz ardı
edilmesi eğilimi bulunmaktadır. Belirli bir prosesde sadece tüketilen enerji
miktarının değil, fakat enerji kalitesinin de (ekserji) dikkate alınması
önemlidir. Örneğin elektrik yüksek klalitede bir enerji iken, ısıtmaya uygun
sıcaklıktaki enerji düşük kaliteli bir enerjidir. Değişik seçeneklerin enerji
verimliliklerini karşılaştırken, dağıtılan enerji ya da mahal enerji ddeğerleri
karşılaştırma için uygun değildir. Birincil enerji kullanımı veya CO2 yayınımını (emisyon) kriter olarak kullanmak daha
iyidir. Değişik çözümlerin etkilerini daha iyi anlamak ve verimlerini değerlendirmekte,
antropi ve/veya ekserji analizinin yararlı olacağı kanıtlanabilir. Örneğin birçok
Avrupa ülkesinde kullanıldığı biçimiyle ofis binalarında enerji tasarrufu
amacıyla kullanılan ısı geri kazanımlı mekanik havalandırma sistemlerinin
enerji verimi bakımından her zaman anlamlı olmadığı, enerjinin kalitesi düşünüldüğü
takdirde havalandırma sistemini çalıştırmak için kullanılan elektriksel
enerjinin bu yolla elde edilen ısıl enerji tasarrufunun önemli bir kısmını
götürdüğü belirlenmişti (6).


Şekil 2 Isı geri kazanımlı doğal havalandırma kutusu
Ekserji ve entropi bağlamında birçok binanın ayrıntılı
analizi, mekanik tesisat sistemlerini tahrik etmek için kullanılan enerjisinin
yüksek ekserji ve düşük antropili elektrik enerjisi olması ve mekanik
havalandırma durumunda bu sistemin tasarımdan tamamen kaldırılması halinde
içerilen enerjinin (sistem, şaftlar, mekanik odalar vb) azaltlması
potansiyelinin geniş olması nedeniyle, enerji verimliliğini artırmada en
büyük potansiyelin hava dağıtımı (mekanik havalandırma) ve yapay aydınlatma
sistemlerinde yattığını göstermektedir. Kuşkusuz binaların çoğu amaçlanan
kullanım biçimini yerine getirmesi yönünde havalandırma sistemlerini gerektirir
ve bunun mekanik, doğal veya hibrid olup olmadığına bakılmaksızın algılanması
ve bir sistem olarak tasarlanması gereklidir. Frankfurt’daki Avrupa Merkez Bankası Yönetim Binası için Coop
Himmelblau mimarlar ve HVAC tasarımcıları mekanik sistemi tamamen tasarım
dışı tutma olanağını veren bir doğal havalandırma kavramı geliştirmişlerdir (7).
Viyana’daki bir ofis binası için,
önerilen binanın yerleştirildiği kentsel gürültü bölgesine rağmen,
cephede yerleştirilen özel elemanlar yardımıyla havanın cephe içerisinden dış
mahalle akmasının sağlandığı ve böylece doğal havalandırmanın olanaklı
kılınması yoluyla besleme havasının
filtrasyonu ve koşullandırılmasını yapan hibrid bir sistem de geliştirilmiştir
(Şekil 2). Bu durum için müşterinin
talimatı doğrultusunda özel bir gereksinim olan elemanlar açılabilir
havalandırma elemanlarıyla içten bağlı olup, açılabilir pencerelerden biri
kapandığında mahalde kontrollü bir geri plan havalandırmasının yine de
sağlanmasına yardımcı olmaktadır.
Günümüzde “kara kutu”
olarak tasarlanan ve müzeler, galeriler, sergi salonları, tiyatrolar, perakende
birimleri ve daha birçoğu gibi tamamıyla yapay aydınlatma sistemlerine bağımlı
olan bina türlerinin çoğundaki enerji verimi, iyi tasarlanmış gün ışığından yararlanma
sistemlerinin uygulanmasıyla kapsamlı bir iyileşme gerçekleştirebilir. Gün ışığından
yararlanma sistem kuşkusuz bina cephesinde saydam alanlar yaratmaktan daha öte
birşeydir. Gerçekte bu tür sistemlerin tasarlanmasındaki güçlükler doğal
çevreye kasten kapatılmış ve tamamen enerji-yoğun yapay aydınlatmayı kullanan
binaların artmasına yol açmıştır. Kentsel
yoğunluğun optimalleştirilmesi enerji verimliliğini en çok kılmadaki anahtar
önemdeki bileşen olacaktır. Bu taşıma enerjisindeki azaltımla kısmen
yapılabilir. Arazinin güncel kullanım biçimi sürdürülebilir nitelikte değildir.
Kentsel tasarımdaki enerji verimi bakımından özellikle ilginç olan bir husus da
yüksek binaların (gökdelen) yapabileceği katkıdır. Enstitümüzdeki araştırma
projelerinden birisine ait sonuçlar kentsel yerleşimde yüksek binaların
kullanımı ile kentlerin enerji verimlilğiinin artırılması potansiyelini
göstermektedir. Yüksek binalara ilişkin
olağan teknik sorunlardan, yani gün ışığına ulaşım, geniş göbek alanlar
nedeniyle düşük alan verimi, çevresel rüzgarlar vb. nedeniyle yaya düzeyindeki
konforsuzluk gibi sorunlardan kaçınılırken, düşey yapılar kullanılarak kentsel
yoğunluğun geleneksel Avrupa kentlerine oranla yaklaşık iki gibi bir faktör şeklinde
artırılabilir (8).
Yüksek binaların yoğunluğu artırması ve böylece taşımadaki
enerji talebini azaltması kanıtlandıktan sonra ikinci soru, bunların toplam
enerji verimini gerçekten artırıp artırmadığıdır. İlk bakışta yüksek binalar
doğası gereği düşük enerji verimine sahipmiş gibi görülür. Bunlar genellikle
rüzgarla ilişkili hususlardır. Yüksekliğe bağlı olarak artan rüzgar basınçları,
açılabilir pencerelerle havalandırmanın ve dıştan gölgelemenin güç olması
nedeniyle yüksek binalar mekanik havalandırma ve iklimlendirme kullanmaktadır.
Ancak detaylı çalışmalarla kat bazında doğal havalandırma çözümleri de
uygulamak olanaklı olup aşağıdaki şekilde buna ilişkin bir çalışma örneği
görülmektedir.


Şekil 3 Yüksek binalarda doğal havalandırma.
Küresel ısınmayı azaltma amacına yönelik olarak, öncelikle
enerji verimliliğini artırma konusu ile ilgilenirken, kaçınılmaz biçimde ortaya
çıkacak olan iklim değişikliği bakımından diğer bir ilginç soru kendisini
duyurmaktadır: bu durum binalarımızın tasarımını nasıl etkileyecektir? Diğer
bir değişle yaklaşan iklim değişikliği ile baş etmek üzere binalarımızı nasıl
tasarlamalıyız? Beklenen iklim değişikliğinin ısıtma ve soğutma talepleri
üzerindeki etkileri neler olabilir (9)? Beklenen sonucun ısıtma enerjisinden
soğutma enerjisine bir kayma olmasının yanı sıra, binaların yaşam süreleri
boyunca birkaç değişik kullanım biçimine uygun biçimde ve esnek bir yaklaşımla
tasarlanması önem arz etmektedir. Gerçekten, yaşam süreleri boyunca değişik
kullanım biçimime uyarlanabilme yeteneğine sahip nötr spatiyal binaların kullanımı için
geliştirilen kavramlarda mimari önlemlerle enerji verimliliğinin artırılması
yönünden çok önemli bir potansiyel bulunmaktadır.
Döşemeden döşemeye yükseklik, cephe, sirkülasyon ve
mekanik sistemler dolayısı ile yeni yapılan bir binanın, konutsal bir binayı
kötü durumda bırakmamalıdır. Diğer bir husus da bina stokumuzun kullanım
derecesidir. Ülkemizde tipik bir kente bir bakış, herhangi bir belirli binanın
kullanımda kaldığı sürenin çok kısa olduğunu ortaya koyar. Binaları bu biçimde
düşünmeye başlarsak, bina tasarımı parametreleri de temelden değişecektir. Bu
olguya küçük bir örnek, binalarda 24/7 kullanımının, ısıl kütle kavramlarını
artık anlamsız kılacağıdır. Gelecekteki olası çözümler yanında şu andaki bir diğer
husus da, bir günlük süreç içerisinde gerçek zamanlı olarak değişik amaçlı
olarak kullanılabilecek bina mahalleridir. Örneğin günümüzde aynı proje içinde
AVM, otel, konut, ofis gibi çok değişik kullanımı içeren bölümler bulunmaktadır.
Bu kadar değişik fonksiyon; konfor, kentsel etkiler, sosyal olgular gibi
konuları çok detaylı biçimde ele almayı gerektirir. Ancak durum böylemidir?
Hayır. Şekil 4’de bir bina kompleksi için enerji döngüsüne ilişkin örnek bir
binanın düzenlemeleri görülmektedir.

Şekil 4.
Montenegro’daki Bigova Bay için Enerji Sistemleri
Gelecekteki sürdürülebilir gelişmeye gerçekten bir katkı
sağlayabilmenin yolu toplumun fiziksel alt yapısının yeniden yapılandırılmasını
gerektirmektedir. Tipik bir Avrupa kentinde
enerji alt yapısının modellemesi ile, tüm bina stokunun ısıl yönden yalıtılması
ve tüm güneye bakan çatılara PV modülleri yerleştirmek gibi önlemlerin yaygın
biçimde uygulanmasına rağmen çok sınırlı katkı sağlanabildiği yönünde
araştırmalar vardır. Orta vadede sürdürülebilir bir gelişmeyi gerçekleyebilmek
toplumsal sistemleri, fiziksel alt-yapıyı, yapay çevre ve sanal alt-yapıyı ve
özelde ulaşım sistemlerimizi ve binalarımızı nasıl organize edebileceğimiz
konusunda tümüyle yeni bir düşünce biçimini gerektirir. Entegre bina ve ulaştırma
sistemleri olasılıklarına daha yakından bakılması gerekir.

Fig. 5 Montenegro
Bigova Bay için Enerji Şebeke Sistemi.
Merkezi tesis ile merkezi olmayan binalardan oluşan
entegre sistem, enerji şebekesine (energy Grid) sürdürülebilir enerji sağlar.
Binalar ve araçlar birbirine Enerji Şebekesi yoluyla bağlanabilir. Hem binalar
hem de araçlar, şebekeden enerji çeker veya şebekeye enerji sağlar. Yenilenebilir
enerji kullanan bir sistemde arz ve talebi birbiriyle örtüştürmek için enerji
depolama sistemleri toplam sistem içerisinde önemli elemanlardır ve araçlar
depolama kapasitesi sağlayarak bu önemli işlevi kısmen yerine getirir. Suyu
mahaldeki en yüksek noktaya pompalamak ve geniş bir tankda depolamak için güneş
ve rüzgar tarafından üretilen fazla enerjiyi kullanarak, enerji depolamada
mahallin topografik yapısı da değerlendirilebilir. Uzaktan-çalışmanın (teleworking)
değişik türleri ile toplumdaki toplam enerji verimi arasındaki ilişkinin doğası
ile ilgili araştırmalar Batıda yapılmaktadır. Benzeri çalışmaların ülkemizde de
yapılması gerekir. Son yıllarda yeni çalışma biçimlerinin kullanımı hiç bir
soruya meydan bırakmayacak biçimde enerji tüketimini artırmıştır. Temelden yeni
bina ve ulaşım sistemleri biçimleri üretmek için yeni parametrelerin
kullanımına ilişkin bir potansiyel bulunmaktadır. Bunu araştırırken, sadece bina
ya da kentler için değil fakat aynı zamanda şirket ve ticari-kuruluşlar için bir
modelleme yapılması uygun olur (Şekil. 6).

Şekil 6 Araştırma projesi
“Tele-çalışma ve enerji verimi.
“Geleceğin Kenti”
adlı araştırma projesinde, geleceğin kenti konusunda üç varsayımsal (hypothetical)
model öneriliyor. Birincisi yersel (coğrafya) yoğunlaştırmaya (yersel anlamda
maksimum kentsel yoğunluk); ikincisi
merkezi olmayan enerji üretimi ile yoğun kentsel tasarıma (bazı
çiftliklerle entegre olması nedeniyle birincisinden daha düşük yoğunluktaki
artı-enerjili binalar) ve üçüncüsü aynı anda yersel ve geçici yoğunlaştırmaya (24/7
bina kullanımı ve farklı kullanımlara olanak veren esnek binalar) dayanmakta
olup, sanal dijital alt-yapıyı kullanan daha ileri yoğunlaştırma stratejileri (teleworking
vb) ile üstüste konulabilir.

Şekil 7 Bir banka yönetim merkezi için yeni atrium ofis binası gelişimi.
Sonuç
İnsanoğlu dünya gezegeninde insan eliyle yapılan
sistemlerin enerji verimini, sadece küresel ısınma, enerji kaynaklarının hızla
azalması, geometrik dizi biçiminde (üssel) nüfus artışı ve çevre kirliliği
nedeniyle değil fakat, gelecekteki enerji besleme kaynaklarının güvensizliğinin
dışında gelişen jeopolitik kararsızlıklar nedeniyle de önemli ölçüde artırmak
zorundadır. Binalar, dünyadaki enerji tüketiminin %50’sinden doğrudan sorumlu
olup, taşımacılığın payı %’25 civarındadır. Binalar mimaride ve kentsel tasarımdaki
enerji probleminin çözümüne katkı sağlama potansiyeli çok yüksektir. Bu durumun
bina tasarım profesyonellerine sunduğu güçlükler (çözülmesi gerekenler) ve fırsatlar daha önce hiç olmadığı kadar
geniştir. Kentsel tasarımda sürdürülebilirlik ve enerji verimi ile ilgili
hususların kucaklanılması, yeni dizayn kalitelerine götüren ve çözümlenmesi
gereken bir sorun olarak görülmelidir. Bu bağlamda örneğin binalardaki HVAC
sistemlerinde gelecekte üzerinde çalışılacak konulara şunlar da dahil
edilebilir: nötral bina kullanımı için kavramların geliştirilmesi, gün
ışığından yararlanma kavramlarının iyileştirilmesi, gün içerisindeki kullanımı
değişebilen 24/7 binalar için HVAC kavramları, birleştirilmiş (entegre) bina ve
taşıma sorunları, düşey yapılandırılmış yüksek binalarda doğal havalandırma,
kentsel sorunların çözümlenmesi (gürültü, hava kirliliği vb), özel
kullanımlarının mekanik havalandırmayı gerektirdiği binalar.
Gelecekte sürdürülebilir gelişme sağlayabilme bağlamında
aşağıdaki sonuçları çıkartılabilir:
- Gelecekte sürdürülebilir gelişme sağlayabilmek için bütüncül
sistem düşüncesi[2]
anahtar önemdedir.
-Enerji etkin bina ve kentsel tasarım konusunda uyugun
biçimde fonlandırılan önemli araştırma çabaları gereklidir,
- Eğitim merkezde yer alan bir konudur; gençler arasında
enerji mühendisliği çekici bir meslek olarak görülmeli ve binalarda enerji
sistemleri düşüncesi mimarlık eğitimi ile bütünleşltirilmelidir. Bu konularda
Ar-ge projeleri, Tübitak projeleri yaygınlaştırılmalıdır.
- İnşaat tasarım pratiğinin başarısı yakın bir işbirliği
ile çalışan disiplinler arası tasarım ekibi ile elde edilebilir.
- Siyasal karar verme mekanizmalarına bilimsel ve doğru
bilgiler aktarmak yaşamsal önemdedir. Bu bağlamda enerji verimliliği ve
sürdürülebilir bina tasarımını desteklemeyen ve bina stokunun %90’ını üreten “yapsatçı” ve TOKİ yaklaşımı bina
tasarımından vazgeçilmelidir.
Kaynaklar
1.
Cody, B., “Building Energy and
Environmental Performance tool BEEP, Development of a method to determine the
true energy efficiency of buildings”, Conference Proceedings, 9th REHVA
World Congress Clima 2007, Helsinki, Finnland, 11. – 14. Juni 2007
2.
Cody, B., “Double skin building envelopes
and their impact on the HVAC systems and energy efficiency of Buildings”,
Conference Proceedings, 8th REHVA World Congress Clima 2005, Lausanne, Schweiz
3.
Cody, B., "Energieeffizienz in
Gebäuden", VDI Berichte 2034, Fassaden - Blick in die Zukunft, VDI
Verlag, Düsseldorf 2008
4.
Cody, B., HLH „Energieeffiziente Lüftung
von Bürogebäuden“, HLH Fachzeitschrift, Verein Deutscher Ingenieure,
Springer-VDI-Verlag, Düsseldorf, November, Dezember 2005
5.
Cody, B., “Exploring the potential for
natural ventilation of tall buildings”, Conference Proceedings, the 29th
AIVC Conference in 2008, Kyoto, Japan, 14. – 16. October 2008
6.
Cody, B., “Form follows Energy, Building
Energy Performance and Architecture”, Conference Proceedings, UIA 2005
World Architecture Congress, Istanbul.
[1] built environment; insan eliyle oluşturulan çevre;
yapay çevre
[2] whole system thinking; sistemi bir bütün olarak
algılayan yaklaşım.
